1.Gün İstanbul Chengdu
TİBET TURU: SAGA DAWA FESTİVALİ
Duaların Gökyüzüne Karıştığı Yer
CHENGDU (3) – LHASA (3) – SHIGATSE (Xigazê) (1)
7 Gece
İstanbul – Chengdu
Sabah 11.30’da İstanbul Havalimanı dış hatlar gidiş terminalinde buluşuyoruz. Gümüş renkli uçaklar pistte sıralanırken, biz dünyanın çatısına uzanan büyülü bir yolculuğun ilk adımını atıyoruz. Check-in ve pasaport işlemlerinin ardından, Sichuan Airlines’ın 3U3828 sefer sayılı uçuşu ile saat 15.40’ta Chengdu’ya hareket ediyoruz. Sekiz buçuk saatlik uçuş boyunca Asya’ya doğru ilerlerken, Batı’dan Doğu’ya geçmenin heyecanını hissediyoruz. Önümüzde, Budist takvimin en kutsal zamanlarından biri olan Saga Dawa Festivali döneminde, Himalayalar’ın kalbindeki Tibet bizi bekliyor. Uçakta sunulan yemek servisi sonrası geceyi yolculukta geçiriyoruz. Uçağımız ertesi sabah Çin’in mistik başkentlerinden Chengdu’ya iniş yapacak.
2.Gün Chengdu
Chengdu – “Early Tea” Deneyimi, People’s Park, Wide & Narrow Alley
Yerel saatle 05.20’de Chengdu Tianfu Havalimanı’na iniyoruz. Pasaport işlemlerinin ardından şehrin merkezine doğru yol alırken, sabah sisi Sichuan Ovası’nın üzerine ince bir tül gibi yayılır. Çin’in batı kapısı olarak anılan bu şehir, ipek yolu ruhunu hâlâ taşır. Günün ilk durağında yerel halkın sabah ritüelini deneyimliyoruz: “Early Tea” kahvaltısı. Aslında yalnızca çay değil; bu, dumpling’lerin, pirinç keklerinin, minik tatlıların ve sabah sohbetlerinin paylaşıldığı bir yaşam biçimi. Bu keyifli sofrada ilk kez Sichuan’ın keskin baharat kokusunu hissediyoruz.
Ardından, şehrin kalbindeki People’s Park’ta yürüyüşe çıkıyoruz. Yaşlıların tai chi yaptığı, çocukların uçurtma uçurduğu bu parkta çayhanelerin tınısı, Chengdu’nun dingin ruhunu yansıtır. Küçük bir çayevinde oturup yasemin çayı eşliğinde yerel halkla sohbet ediyoruz. Öğle yemeğinin ardından, geleneksel mimarisi korunmuş Wide & Narrow Alley (Kuan & Zhai Xiangzi) sokaklarını keşfediyoruz. Avlulardan yükselen tütsü kokusu, el yapımı çay setleri, ipek dükkânları ve bambu fenerleri arasında geçmişle bugünün iç içe geçtiği bir atmosferde geziniyoruz.
Akşam yerel restoranda Sichuan mutfağının lezzetleriyle tanışıyoruz. Hafif acılı “mapo tofu” ve taze “dumpling”lerle günü sonlandırıyor, Chengdu’nun gecesine karışan melodiler eşliğinde otelimize dönüyoruz.
3.Gün Chengdu
Chengdu – Panda Koruma Merkezi, Wenshu Tapınağı, Sichuan Operası “Face Changing
Sabah otelde alacağımız kahvaltının ardından, Chengdu’nun simgesi haline gelmiş Panda Koruma Merkezi’ne gidiyoruz. Günün erken saatlerinde bambu ormanları arasında yürürken, beyaz ve siyah tüyleriyle sakinliğin sembolü pandaları yakından gözlemliyoruz. Kimi ağaç dallarında uyuklar, kimi bambu kemirir — hepsi zarafetin ve dinginliğin temsilcisidir. Rehberimizden koruma projeleri, beslenme düzenleri ve bu özel türün Çin kültüründeki yeri hakkında bilgi alıyoruz.
Öğle yemeğini yerel bir restoranda aldıktan sonra, şehrin en eski Budist merkezlerinden biri olan Wenshu Tapınağına geçiyoruz. Tapınağın avlusunda tütsülerin arasında dolaşırken dua eden rahiplerin ilahileri, bambu çanların derin sesiyle birleşir. Ardından hemen yanındaki Wenshu Fang Eski Sokağında kısa bir yürüyüş yapıyor, ipek atölyeleri, çay dükkânları ve taş avluların arasındaki geleneksel mimariyi keşfediyoruz.
Akşam, Chengdu’nun en özel sahne sanatlarından biriyle tanışıyoruz: Sichuan Operası ve ünlü “Face Changing Show.” Renkli maskeler bir anda değişirken, müzikle birlikte sanatçıların yüzündeki her dönüşüm bin yıllık bir geleneği yansıtır. Ateşin, ışığın ve renklerin dansı… Seyirciler büyülenmiş bir sessizlik içinde izler. Bu unutulmaz gösterinin ardından akşam yemeğimizi alıyor ve ertesi sabah Tibet’e yapacağımız büyük yolculuğa hazırlanmak üzere otelimize dönüyoruz.
4.Gün Lhasa Chengdu
Chengdu - Lhasa – Sera Manastırı & Tibet’e İlk Adım
Sabah erken saatlerde otelden ayrılıyor, havaalanına transfer oluyoruz. Yanımıza otelin hazırladığı paket kahvaltı kutularımızı alarak yola çıkıyoruz. Sichuan Airlines uçuşumuzla bulutların üzerine yükselirken, Himalayaların karla kaplı dorukları ufukta belirir. Giderek incelen hava, Tibet’in gökyüzüne açılan kapısına yaklaştığımızı hissettirir. Yaklaşık iki saatlik yolculuğun ardından 3.650 metre yükseklikteki Lhasa’ya iniş yapıyoruz — artık dünyanın çatısındayız. Yüksek irtifaya alışmak için günü yavaş tempoda geçiriyoruz. Öğle yemeğini yerel bir restoranda aldıktan sonra, Tibet Budizmi’nin en önemli dini merkezlerinden biri olan Sera Manastırına yöneliyoruz. 15. yüzyılda kurulan bu manastır, sadece mimarisiyle değil, günlük olarak gerçekleşen canlı felsefi tartışma geleneğiyle ünlüdür. Avluda toplanan rahipler, yüzlerinde kararlılıkla birbirlerine sorular yöneltir; her cevap bir el çırpışıyla pekiştirilir, her itiraz yeni bir düşünceyi doğurur. Bu etkileyici ritüel, Batılı gezginlerin “debate” olarak adlandırdığı, Tibet Budizmi’nin en özgün sahnelerinden biridir. Burada sessiz bir disiplin içinde, inançla mantığın dansına tanıklık ederiz. Akşamüstü otele dönüş yolunda dua bayrakları rüzgârla birlikte Himalayaların havasına karışır. Akşam yemeğimizi hafif Tibet menülerinden oluşan bir set menüyle alıyor, yüksek irtifaya uyum sağlamak için günü sakinlikle tamamlıyoruz.
5.Gün Lhasa
Lhasa – Potala Sarayı, Jokhang Tapınağı & Saga Dawa Festivali
Bugün, yalnızca Tibet’te değil tüm Budist dünyasında yılın en kutsal günü: Saga Dawa Festivali. Buda’nın doğumu, aydınlanması ve Nirvana’ya eriştiği gün olarak kabul edilen bu özel dönemde, Lhasa ruhani bir sahneye dönüşür. Sabahın erken saatlerinde şehir, dua bayraklarının rüzgârla dans ettiği, tütsü kokularının göğe yükseldiği bir renkliliğe bürünür. Güne Tibet’in kalbi olan Potala Sarayı ile başlıyoruz. Dalai Lama’ların yüzyıllar boyunca yaşadığı bu ihtişamlı saray, kırmızı ve beyaz duvarlarıyla Lhasa’nın üzerine bir kraliyet tacı gibi yükselir. İçerideki altın süslemeler, freskler ve devasa ibadet salonları, hem bir inanç mabedi hem de bir tarih yolculuğudur. Sarayın terasından bakarken, şehrin altındaki binlerce dua çarkının ritmini hissederiz.
Öğleden sonra yönümüzü Tibet Budizmi’nin en kutsal tapınağına, Jokhang Tapınağı’na çeviriyoruz. Burada binlerce hacı, secdelerle yere kapanarak tapınağa yaklaşır. Çevredeki Barkhor Caddesi boyunca “Kora” adı verilen kutsal yürüyüşler yapılır. Biz de dua tespihleriyle yürüyen Tibetlilerin arasında bu ruhani döngüye eşlik ederiz. Her adım, inancın, sabrın ve tevazunun sessiz bir ifadesidir. Festivalin en yoğun anlarında hava, tütsüyle karışan mantraların yankısıyla doludur. Keşişlerin bronz borazanları ve davulları gökyüzüne uzanan bir ses duvarı oluşturur. Renkli kıyafetleri, dua çarklarını çeviren elleri ve yüzlerindeki huzurla Tibet halkı, evrenle uyum içinde olmanın en saf halini sergiler. Akşam, Lhasa’nın en ünlü restoranlarından Lhasa Kitchen’da Tibet mutfağının özel lezzetlerini tadıyoruz: el yapımı “momo” hamur bohçaları, yak etiyle pişmiş erişteler ve tereyağlı tuzlu çay. Gün batarken Potala Sarayı altın bir ışıkla parladığında, bu günü yaşamış olmanın derin dinginliği hepimize siner.
6.Gün Xigaze Lhasa
Lhasa – Yamdrok Gölü – Gyantse – Shigatse
Bugün Lhasa’dan ayrılıp, Tibet’in sonsuz ufuklarına doğru yol alıyoruz. Sabah otelden ayrıldıktan sonra, Himalayaların eteklerinde kıvrılarak ilerleyen dağ yolları bize büyüleyici bir manzara sunar. Rüzgârın sesine dua bayraklarının tılsımı karışırken, 4.400 metre yüksekliğindeki Yamdrok Gölü karşımıza çıkar — masmavi suları, gökyüzünü ayna gibi yansıtır. Efsanelere göre bu göl, Tibet’in kalbi olarak kabul edilir; rüzgâr durduğunda, sanki dünya nefesini tutmuş gibidir. Burada fotoğraf molası verip, bu kutsal gölün huzurunu içimize çekeriz. Yolculuğumuz Gyantse kasabasına doğru devam eder. Bu küçük ama tarihi yerleşim, Tibet’in ruhunu en saf haliyle taşır. Öğle yemeğini yerel bir restoranda aldıktan sonra, kasabanın en önemli simgesi olan Palkhor Manastırı ve Kumbum Stupa’yı ziyaret ediyoruz. Kat kat yükselen bu yapının her seviyesinde farklı tanrılara adanmış heykeller ve duvar resimleri bulunur. Duaların yankısı duvarlara sinmiş gibidir.
Akşamüstü, Tibet’in ikinci büyük şehri olan Shigatse’ye varıyoruz. Yol boyunca geçen manzaralar — yavaş adımlarla ilerleyen yak sürüleri, taş duvarlı köy evleri ve dua bayraklarıyla süslenmiş geçitler — bize Tibet’in zamansızlığını hatırlatır. Otele yerleşip dinlenmeden önce, akşam yemeğimizde yerel malzemelerle hazırlanmış sıcak bir menü bizi karşılar.
7.Gün Lhasa Xigaze
Shigatse – Tashilhunpo Manastırı – Lhasa
Sabah, Shigatse’nin serin dağ havasında uyanıyoruz. Kahvaltının ardından Tibet’in ruhani merkezlerinden biri olan Tashilhunpo Manastırına gidiyoruz. 15. yüzyılda kurulmuş bu görkemli yapı, Panchen Lama’nın geleneksel ikametgâhı olarak bilinir. Altın kubbeleri sabah ışığında parıldarken, rahiplerin ilahileri taş duvarlar arasında yankılanır. Devasa Maitreya Buda heykeli, merhametin sembolü olarak ziyaretçilerini sessizce selamlar. Tapınakta dolaşırken, hem tarih hem de inanç iç içe geçer; her köşede bir dua, her adımda bir anlam gizlidir.
Öğle saatlerinde Lhasa’ya dönüş yoluna koyuluyoruz. Dağ geçitleri boyunca uzanan virajlı yollar, dua bayraklarıyla süslü renkli tepeler, gökyüzünün keskin maviliği ve uzakta beliren Himalaya siluetleri yolculuğu bir meditasyona dönüştürür. Yol üzerinde vereceğimiz molalarda küçük köylerdeki yerel yaşamı gözlemleriz; çocuklar ellerinde tespihlerle gülümser, kadınlar mantralar eşliğinde dualarını sürdürür. Lhasa’ya ulaştığımızda, şehir artık bize ilk günkü yabancılıkla değil, tanıdık bir huzurla kucak açar. Varışın ardından Tibet kültürünün zarif miraslarından biri olan Norbulingka’yı ziyaret ediyoruz. “Mücevher Bahçesi” anlamına gelen bu yazlık saray, Dalai Lama’ların yaz ikametgâhıydı. Bahçelerin ortasında açan çiçekler, su kanalları ve pagoda çatıları, Tibet’in dingin estetiğini yansıtır.
Akşam, Kailash Restoranı’nda alacağımız akşam yemeğinde yerel mutfağın sade ama doyurucu tatlarını tadıyoruz. Yavaş pişmiş sebze yemekleri, tereyağlı çay ve sıcak ekmeklerle günü kapatırken, herkesin yüzünde aynı duygu vardır: huzur.
8.Gün Chengdu Lhasa
Lhasa - Chengdu – Sanxingdui Arkeoloji Müzesi
Sabah erken saatte otelden ayrılıyor, Lhasa Havalimanı’na transfer oluyoruz. Kahvaltı kutularımızla birlikte yapılan bu yolculukta, Himalayaların sabah ışığı manzaraya altın bir parlaklık verir. Chengdu’ya uçuş yaklaşık iki saat sürer; Tibet’in ince havasından Sichuan’ın yemyeşil vadilerine yeniden iniş yaparız. Varışın ardından öğle yemeğini yerel bir restoranda alıyor ve Çin arkeolojisinin en büyüleyici merkezlerinden biri olan Sanxingdui Arkeoloji Müzesini ziyaret ediyoruz. 1980’lerde tesadüfen keşfedilen bu antik alan, bugüne dek bilinen Çin tarihini değiştiren buluntularıyla ünlü. Devasa bronz maskeler, altın asalar ve spiral biçimli heykeller; hepsi 3.000 yıldan daha eski, gizemli bir uygarlığın sessiz tanıkları. Müze salonları arasında dolaşırken, modern Çin’in ne kadar derin bir geçmişin üzerine kurulduğunu hissederiz. Ziyaretin ardından şehir merkezine dönüş yolunda kısa bir fotoğraf molası veriyoruz. Akşam yemeğinde Sichuan mutfağının yeniden canlanan tatlarıyla buluşuyoruz — zencefil, sarımsak ve biberin dengesiyle harmanlanmış, lezzetli ama incelikli tabaklar. Günün sonunda, Lhasa’nın sessizliğinden sonra Chengdu’nun sıcak enerjisi tekrar etrafımızı sarar.
9.Gün Chengdu
Manaus Şehit Turu & Amazon Lodge’a Yolculuk
Sabah kahvaltının ardından Chengdu’dan yola çıkıyor ve yaklaşık iki saatlik bir yolculukla Çin’in en etkileyici anıtlarından birine, Leshan Dev Buda’ya ulaşıyoruz. 71 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük taş Buda heykeli olan bu eser, Min, Qingyi ve Dadu nehirlerinin birleştiği noktaya hâkim bir kayalığın içine oyulmuştur. 8. yüzyılda Tang Hanedanlığı döneminde yapılan bu dev heykel, denizcileri koruması ve suların taşkınlarını önlemesi amacıyla inşa edilmiştir. Merdivenlerden yavaşça aşağı inerken, Buda’nın ayak hizasına geldiğimizde insanın ne kadar küçük, inancın ne kadar büyük olduğunu hissederiz. Heykelin çevresini saran yeşil dağlar ve nehirlerin akışı, doğayla insan elinin kusursuz bir uyum içinde birleştiği bu kutsal mekânı tamamlar.
Öğle yemeğimizi Leshan’daki yerel bir restoranda alıyor, ardından Chengdu’ya geri dönüyoruz. Şehir merkezinde yer alan Chunxi Road caddesinde kısa bir serbest zamanımız oluyor. Modern butikler, geleneksel çay evleri ve sokak müzisyenleriyle dolu bu bölge, Chengdu’nun çağdaş yüzünü gösterir.
Akşam, yolculuğumuzun son akşamını kutlamak üzere, Sichuan mutfağının efsanevi lezzetiyle buluşuyoruz: Chengdu Hotpot. Kaynayan baharatlı biber sosunun ortasında pişirilen etler, sebzeler ve erişteler sofrayı renklendirir. Acının keyif verdiği bu yemek, Chengdu halkının neşeli, paylaşımcı ruhunu yansıtır. Gülüşler ve yükselen buharlar arasında, bu yolculuğun anılarını birbirimizle paylaşırız
10.Gün Chengdu İstanbul
Chengdu - İstanbul
Gece yarısına doğru otelden çıkıyor, sessiz sokaklar arasından Chengdu Tianfu Havalimanı’na transfer oluyoruz. Şehrin ışıkları birer birer arkamızda kaybolurken, zihnimizde son günlerin imgeleri dönüp durur: Potala Sarayı’nın sessiz ihtişamı, dua çarklarının dönme sesi, Himalayaların gölgesinde parlayan Yamdrok Gölü’nün maviliği, rahiplerin “debate” ritüelleri, pandaların huzurlu bakışları ve Leshan’daki dev Buda’nın dingin yüzü…
Sabahın ilk saatlerinde Sichuan Airlines 3U3827 sefer sayılı uçuşu ile İstanbul’a hareket ediyoruz. Uçak havalandığında, aşağıda Çin’in uçsuz bucaksız toprakları uzanır. Asya’nın kalbinden yükselip batıya dönerken, her birimiz bu yolculuğun içimizde bıraktığı sessiz dönüşümün farkındayız: daha sakin, daha farkında, daha derin.
Yaklaşık sekiz buçuk saatlik uçuşun ardından İstanbul’a iniş yapıyoruz. Havalimanının kalabalığında, göz göze gelen yol arkadaşlarının yüzünde aynı ifade vardır — hem bir vedanın hüznü hem de bir keşfin huzuru.